Abdullah Furkan ÖZKAYA

Keşke Uyusaydık!

15 Haziran 2026 18:09

Keşke Uyusaydık!

 

Evet… Pazar günü maçı izleyenlerin belki de yüzde doksanı gün içerisinde eşine, dostuna, arkadaşına aynı cümleyi kurdu:

 

"Keşke uyusaydık…"

 

24 yıl sonra bizi milli takım maçı izlemekten soğutan şey neydi sahiden?

 

Aslında saha içerisindeki oyun hakkında uzun uzun konuşacak bir şey yok. Çünkü ortada göze hoş gelen, mücadele ruhunu yansıtan bir futbol yoktu. Hepimiz üzgünüz, kırgınız ve hayal kırıklığı içerisindeyiz.

 

Ama bir gerçeği de kabul etmemiz gerekiyor; bugün yaşadığımız en büyük eksiklik sadece sahadaki oyun değil, saha dışındaki birlik ruhunun da zayıflamış olmasıdır.

 

Maalesef son dönemlerde milli takım üzerinden bile takımcılık yapar hale geldik. Herkes sadece kendi takımının oyuncusunu görüyor, diğer takımın futbolcusunu ise sosyal medya üzerinden acımasızca eleştiriyor.

 

Arkadaş, ne oluyor bize?

 

Onların hepsi bizim evladımız, bizim çocuğumuz…

 

Hepsi ay yıldızlı formanın altında bu ülkenin başarısı için mücadele ediyor.

 

Sabahın ilk ışıklarından itibaren sosyal medyaya bakıyorum; futbol konuşan yok. Birinin saçı, diğerinin ayakkabısı, ötekinin sakalı konuşuluyor. Oysa milli forma altında bunların hiçbir önemi yoktur.

 

Önemli olan, o formayı taşıyan her futbolcunun Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ediyor olmasıdır.

 

Bizim futbolculuk geçmişimiz olmayabilir, antrenörlük eğitimi de almamış olabiliriz. Ama yıllardır futbolun içindeyiz, tribünlerdeyiz, ekran başındayız. Bizler bu oyunun sevdalılarıyız, kısacası sahanın sesiyiz.

 

Bir zamanlar bu ülkenin çocukları bizi sokaklara dökmüştü. 2002'de gecenin bir yarısı sevinç gözyaşları döktük. Brezilya'ya yenilerek başladığımız turnuvada dünya üçüncüsü olduk. 2008'de İsviçre'yi, Çekya'yı, Hırvatistan'ı geçerken milyonlarca insan birbirini tanımadan sarıldı, ağladı, dua etti.

 

Hatırlayın…

 

Semih'in son dakika golünde nasıl ayağa fırlamıştık…

 

Nihat Kahveci'nin Çekya ağlarına bıraktığı toplarda nasıl sokaklara dökülmüştük…

 

Rüştü'nün kurtarışlarında, Tuncay'ın bitmeyen koşularında, Arda'nın genç yaşındaki cesaretinde hepimiz kendimizden bir parça bulmuştuk.

 

Çünkü milli takım sadece futbol değildir.

 

Milli takım, bu ülkenin ortak sevincidir.

 

Milli takım, farklı görüşlerin, farklı takımların, farklı şehirlerin aynı bayrağın altında birleşmesidir.

 

Geniş aday kadro açıklandığında açıkçası milli takım adına umutlanmıştım. Ancak kulüplerinde dahi düzenli forma şansı bulamayan bazı isimlerin davet edilmesi soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

 

Fakat bütün bunların ötesinde şunu unutmamak gerekiyor:

 

Bu bir turnuva maçıydı.

 

Turnuva maçlarının favorisi olmaz.

 

Bir turnuvaya çıkarken önce sağlam durmayı, gol yememeyi ve rakibe saygı duymayı bilmek gerekir. O atmosfere gelen hiçbir takım küçük değildir, hiçbir rakip çantada keklik görülemez.

 

Belki biraz medyanın aşırı övgüsü, biraz da gereğinden fazla beklenti çocuklarımızı bu noktaya getirdi. Çünkü sahada heyecanı, hırsı ve mücadele ruhunu görmekte zorlandık.

 

Oysa biz biliyoruz ki bu takım, doğru ruhu yakaladığı zaman çok daha büyük işler başarabilecek güce sahip.

 

Eksik olan şeyin başında ise yine o sihirli kelime geliyor:

 

Birlik ve bütünlük…

 

Karşımızdaki takımın en değerli futbolcusunun bonservisi, bizim takımımızdaki birçok oyuncunun yıllık maaşının bile altında. Ancak futbol sadece rakamların oyunu değildir. Sahada mücadele, inanç, disiplin ve takım ruhu da en az para kadar belirleyicidir. İşte bu yüzden oturup düşünmeli, eksiklerimizi doğru tespit etmeli ve gereken dersleri çıkarmalıyız.

 

Ve unutmayalım…

 

Biz turnuvalara ilk kez mağlubiyetle başlamıyoruz.

 

1954 Dünya Kupası'nda Almanya'ya 4-1 kaybettik.

 

2002 Dünya Kupası'nda Brezilya'ya 2-1 mağlup olduk.

 

2008 Avrupa Şampiyonası'na Portekiz yenilgisiyle başladık.

 

Ama sonrasında ayağa kalkmasını bildik.

 

Çünkü bu milletin mayasında pes etmek yoktur.

 

Bu millet, en zor anlarda yeniden ayağa kalkmayı bilir.

 

Belki bugün üzgünüz.

 

Belki bugün "Keşke uyusaydık" diyoruz.

 

Ama yarın yine ekran başında olacağız.

 

Yine aynı heyecanla İstiklal Marşı'nı okuyacağız.

 

Yine aynı umutla "Haydi bizim çocuklar" diyeceğiz.

 

Çünkü sevmek biraz da kötü günde yanında olmaktır.

 

Bir de şu gerçeği açıkça konuşalım:

 

Forvette oynayan oyuncuların neden orada oynadığını eleştirmeyelim. Bunun tek sorumlusu ne sahadaki futbolcu ne de teknik direktördür.

 

Asıl mesele, yıllardır milli takıma yeterince yerli forvet yetiştiremeyen Türk futbol düzenidir.

 

Milyonlarca avro verip yabancı golcü getirerek, yerli oyunculara yeterince fırsat tanımadan güçlü bir milli takım oluşturmak kolay değildir.

 

Bu ülkenin çocuklarına daha fazla güvenmek zorundayız.

 

Çünkü vatandaşıyla, taraftarıyla ve futbolcusuyla bir araya gelen bir milli takımın başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

 

Bir gün yine o eski geceleri yaşayacağız.

 

Bir gün yine sokaklar kırmızı beyaza bürünecek.

 

Bir gün yine birbirini tanımayan insanlar aynı sevinç gözyaşında buluşacak.

 

Ve o gün geldiğinde bugün edilen sitemleri değil, bu çocuklara verdiğimiz desteği hatırlayacağız.

 

Çünkü onlar bizim çocuklarımız…

 

Ve ay yıldızın altında birleştiğimiz sürece, bu milletin başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

 

(Abdullah Furkan Özkaya)

Yorumlar (0)

Kalan karakter : 450
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

Yazarın Diğer Yazıları

Mühendislik, Diploma Değil Bir Yolculuktur
03 Haziran 2026 18:09

"Dün Demokrat Amca, Bugün Hain"
28 Mayıs 2026 18:09

O Domatesin Kokusu,Ata Tohumun Ardında Kalan Vefa
29 Temmuz 2025 18:09

Malatya ovası sabahın ilk ışıklarında neden bu kadar sessiz
26 Temmuz 2025 18:09

Kernek: Bizim Ortak Mirasımız
22 Temmuz 2025 18:09

Tüm Yazılar