reklam
DOLAR49,79
EURO55,52
BITCOIN4.026.270
15° MALATYA
Malatya

Zeki Dağ'ın Kaleminden

Yamadağ Susar Ama Taşları Konuşur

28 Ekim 2026 11 okunma 6 dk okuma
1000265178
1000265178
Yamadağ Susar Ama Taşları Konuşur

Bu dağın taşlarında nice hikâye saklıdır. Her patikanın bir yolcusu, her pınarın bir hatırası, her yaylanın anlatılmayı bekleyen bir öyküsü vardır.

Yamadağ bazen susar. Ne rüzgâr eser ne de uzaktan bir çoban sesi duyulur. Fakat o sessizlikte bile insanın duyabileceği çok şey vardır. Geçmişin ayak sesleri, eski dostların kahkahaları, çocukların koşuşturmaları, büyüklerin nasihatleri…

İnsan yıllar geçtikçe anlar ki bazı yerler yalnızca yaşanmışlıklarla güzelleşir. Bir kayanın üzerinde oturmuş olmak, bir çeşmenin başında soluklanmak, bir yayla yolunda arkadaşlarla yürümek… O anlarda sıradan görünen her şey, yıllar sonra paha biçilemez bir hatıraya dönüşür.

Yamadağ’ın taşları belki konuşmaz ama onları tanıyan insanların hafızasında dile gelir. Bir kaya, eski bir yolculuğu hatırlatır. Bir pınar, çocukluk günlerini geri getirir. Bir tepe, yıllar önce ufka bakarak kurulan hayalleri yeniden canlandırır.

Ve insan o zaman anlar: Memleket dediğimiz şey yalnızca doğduğumuz yer değildir. Bizi biz yapan anıların, duyguların, değerlerin ve insanların bütünüdür.

Toprağı sert, gönlü yumuşak bir diyar

Yamadağ’ın iklimi çetin olabilir. Kışı erken gelir, soğuğu keskin olur, rüzgârı sert eser. Yazı kısa, yayla mevsimi sınırlıdır. İnsan burada doğanın şartlarına uyum sağlamayı öğrenir.

Hayvancılık, yaylacılık ve mevsimlerin ritmine göre şekillenen yaşam, insana emek vermeyi ve sabretmeyi öğretir. Toprağın her zaman kolay ürün vermediği bu coğrafyada, çalışmanın ve dayanışmanın değeri daha iyi anlaşılır.

Fakat dağın sertliği, insanın gönlündeki sıcaklığa engel değildir. Tam tersine, zor şartlarda yaşayan insanlar çoğu zaman paylaşmanın ve birbirine destek olmanın ne kadar önemli olduğunu daha yakından bilirler.

Birinin hayvanı kaybolsa komşusu yardım eder, birinin işi aksasa diğeri el uzatır, bir misafir gelse herkes elindekini paylaşırdı. İnsanların birbirine duyduğu güven, hayatı kolaylaştıran görünmez bir bağ gibiydi.

Bu nedenle Yamadağ’ı anlatırken yalnızca manzarasını değil, insanını da anlatmak gerekir. Çünkü bir coğrafyanın gerçek kimliği, dağlarının yüksekliği kadar o dağlarda yaşayan insanların gönül genişliğiyle de ölçülür.

Bayrak, vatan ve ezan: Köklerimize bağlılığın anlamı

Yamadağ, yalnızca tabiatın güzelliğiyle değil, burada yaşayan insanların köklü kültürü ve memleket sevgisiyle de anılır. Bu topraklarda bayrağa duyulan saygı, vatana bağlılık, inanç ve gelenekler, birçok insanın hayatında önemli bir yer tutar.

Büyüklerden dinlenen hikâyeler, aile içinde aktarılan öğütler ve nesilden nesile taşınan değerler, insanın kökleriyle bağını güçlendirir.

Memleket sevgisi, yalnızca bir yeri övmek değildir. O yerin insanını, kültürünü, tarihini ve doğasını korumaktır. Geçmişten kalan güzellikleri gelecek kuşaklara aktarmak, çocuklara doğayı sevdirmek, gelenekleri yaşatırken insan sevgisini de büyütmektir.

Yamadağ’a sahip çıkmak, onun yaylalarını, sularını, meralarını ve doğal güzelliklerini korumakla da mümkündür. Çünkü bize emanet edilen bu güzellikler, yalnızca bugünün değil, yarının çocuklarının da hakkıdır.

Dağlarımıza, sularımıza, yaylalarımıza ve kültürel mirasımıza ne kadar özen gösterirsek, gelecek kuşaklara o kadar zengin bir hatıra bırakırız.

Kayısı kokan ovadan Yamadağ’ın zirvesine

Malatya denilince akla önce kayısı gelir. Baharda çiçek açan kayısı ağaçları, yazın dalları dolduran meyveler, güneş altında kuruyan kayısılar… Ova, bereketin ve emeğin sembolüdür.

Yamadağ ise bu güzelliğin yükseklerdeki tamamlayıcısı gibidir. Bir tarafta ovaya yayılan bahçeler, diğer tarafta göğe yükselen dağlar… Bir yanda meyve kokan topraklar, diğer yanda kekik kokan yaylalar…

Malatya’nın güzelliği bu iki dünyanın birbirini tamamlamasında saklıdır.

Ovanın sıcaklığıyla dağın serinliği, toprağın bereketiyle yaylanın dinginliği, şehir hayatıyla köy kültürü aynı memleketin hikâyesinde buluşur.

İnsan memleketinden uzaklaşsa bile bu kokuları unutamaz. Bir kayısı kokusu onu çocukluğuna götürür, bir dağ rüzgârı eski günleri hatırlatır. Bir yayla türküsü, yıllardır görmediği dostlarını gözlerinin önüne getirir.

Çünkü memleket bazen bir manzaradır, bazen bir sestir, bazen de insanın içinde taşıdığı ve kimseye tam olarak anlatamadığı bir özlemdir.

Uzaklık arttıkça özlem büyür

İnsan gençken zamanın hiç bitmeyeceğini sanır. Yaylaların hep yerinde duracağını, dostların hep yanında olacağını, her yaz yeniden aynı yollardan geçeceğini düşünür.

Sonra hayat başlar. İşler, sorumluluklar, şehirler, uzak yollar… İnsan bir gün kendisini yıllardır gitmediği bir yerin özlemiyle baş başa bulur.

Bir zamanlar yürüdüğü patikaları hatırlar. Çadırların kurulduğu düzlükleri, su içtiği pınarları, arkadaşlarıyla oturduğu taşları gözünün önüne getirir.

Ve kendi kendine sorar: Acaba o çeşme hâlâ akıyor mu? O eski patikadan hâlâ geçiliyor mu? Baharda çiğdemler yine açıyor mu? Akşamları dağın üzerinden aynı serin rüzgâr esiyor mu?

Bu soruların her biri, aslında insanın kendi geçmişine sorduğu sorulardır.

Çünkü bazen bir yere dönmek isteriz; ama gerçekte özlediğimiz yalnızca o yer değildir. Orada olduğumuz zamanki kendimizi de özleriz. Daha genç olduğumuz, zamanın kıymetini henüz tam bilmediğimiz, sevdiklerimizin çoğunun yanımızda bulunduğu günleri…

İşte bu yüzden Yamadağ benim için bir coğrafyadan çok daha fazlasıdır. O, geçmişimin kapısıdır. Her hatırlayışımda içimde başka bir duygu uyandıran, bana nereden geldiğimi ve hangi güzelliklerle büyüdüğümü hatırlatan bir gönül yurdudur.

Bir gün yine dönmek isterim

Ey Yamadağ!

Bir gün yeniden yollarına düşmek isterim. Yavaş yavaş tırmanmak isterim o bildik yamaçlarına. Bir pınarın başında durup soğuk suyundan içmek, bir kayanın üzerine oturup uzaklara bakmak isterim.

Yine yaylalarının havasını içime çekmek, rüzgârının sesini dinlemek, eski günlerin izlerini aramak isterim.

Belki her şey eskisi gibi olmayacak. Belki bazı çadırlar artık kurulmayacak, bazı patikalar değişecek, bazı yüzler artık görünmeyecek. Belki çocukluğumun dünyası yerini başka bir zamana bırakmış olacak.

Ama biliyorum ki sen yine orada olacaksın.

Zirvelerinle, taşlarınla, serin sularınla, gökyüzüne uzanan yamaçlarınla…

Ben değişsem de senin rüzgârın içimde aynı hatırayı uyandıracak. Yıllar geçse de adını duyduğumda içimde aynı özlem kıpırdayacak.

Çünkü insanın gönlünde yer etmiş bir dağ, yalnızca uzaklarda duran bir dağ değildir. O, insanın içinde yaşayan bir memlekettir.

Bir gün gidersen Yamadağ’a kardaş, benim de selamımı götür.

Harpaş’ın yaylalarına selam söyle. Kıl çadırların kurulduğu düzlükleri, soğuk suların aktığı pınarları, kekik kokan yamaçları unutmadığımı söyle. Drejan’ın yürekli insanlarına, o eski dostlara, o güzel günleri benimle paylaşan herkese gönülden selam söyle.

De ki: Uzaklarda olsa da gönlü hâlâ burada yaşayan biri var. De ki: Yamadağ’ı unutmadı, yaylalarını unutmadı, çocukluğunun geçtiği yolları unutmadı.

De ki: Bir gün yeniden gelmek istiyor…

Son söz: Güzel olan, gönülde iz bırakandır

Yamadağ’ın güzelliğini anlatmaya çalıştım; ama biliyorum ki her kelime bir parça eksik kalacak. Çünkü bu dağın güzelliği yalnızca gözle görülenlerde değil, gönülle hissedilenlerdedir.

Bazen zirvesine düşen kar tanesinde, bazen baharda açan bir çiçekte, bazen bir çobanın uzaktan gelen sesinde, bazen de yıllar sonra hatırlanan bir bayram sabahında saklıdır o güzellik.

Yamadağ susar ama hatıralarını susturamaz. Rüzgâr eser, eski günleri getirir. Kar yağar, özlemi beyaza boyar. Güneş doğar, taşlarını altın rengine çevirir. Akşam olur, zirveler kızıl bir örtüye bürünür.

Ve insan bütün bunları düşündüğünde anlar ki bazı sevgiler zamanla azalmaz; aksine, uzaklıkla derinleşir.

Malatya’nın kayısısı nasıl bu memleketin bereketini anlatıyorsa, Yamadağ da onun heybetini, doğallığını, kültürünü ve hatıralarını anlatır.

Bu dağ, geçmişle gelecek arasında uzanan bir köprü gibidir. Bir ucunda dedelerimizin hikâyeleri, diğer ucunda çocuklarımızın yarınları vardır. Bize düşen, bu güzelliği korumak, bu kültürü yaşatmak ve bizden sonrakilere anlatmaktır.

Ey benim gönlümün dağı, ey Yamadağ!

Senin karın da güzel, yağmurun da… Yaylaların da güzel, taşların da… Soğuk suların da güzel, serin rüzgârların da… İnsanların da güzel, hatıraların da…

Senin her mevsiminde başka bir hikâye, her yamacında başka bir sevda var.

Ve ben ne zaman seni düşünsem, içimden aynı sözler dökülüyor:

Kar yağmış Yamadağı’na kardaş… Dağın başı beyaz, gönlüm yine sevdalı. Yollar uzak olsa da hatıralar yakın, Yamadağ benim için bir ömürlük sevdadır.

Çünkü insan bazı yerleri unutamaz. Bazı dağları yüreğinden silemez. Bazı hatıraları yıllara teslim edemez.

Benim için Yamadağ, işte böyle bir yerdir.

Bir çocukluk, bir gençlik, bir memleket… Bir özlem, bir dua, bir ömür…

Ve sonunda yine aynı sözü söylerim:

“Yamadağ’ımız güzeldir; yaylaları güzeldir, insanı güzeldir. Güzel olan her şey, gönülde yaşadığı sürece gerçekten güzeldir.”

Zeki DAĞ

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

Malatya kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.